Garip, Arapça gurbet ve garâbet sözcükleriyle aynı kökten gelir; kök, yurdundan uzak düşmeyi ve yabancılığı anlatır. Kubbealtı Lugatı sözcüğe birkaç anlam verir: kimsesiz, zavallı kişi; gurbette kalmış, bulunduğu yerde yabancı olan; anlaşılması güç, tuhaf olan; bir de içe dokunan, hüzün veren. Niyazi-i Mısrî'nin “Ey garib bülbül diyârın kandadır” dizesi ikinci anlamın, Yahya Kemal'in İstinye körfezindeki akşamı anlatan dizesi sonuncunun örneğidir. Nişanyan Adlar'daki karşılık “yabancı, yoksul”dur.
Kubbealtı'nın örnekleri sözcüğün halk şiirinde de sık geçtiğini gösterir; Karacaoğlan'ın bir dizesinde gariplik ve gurbetlik birlikte anılır. Sözlük ayrıca Osmanlı kapıkulu süvarilerinin iki bölüğüne “garipler” dendiğini kaydeder. Ad ek alırken yazımda Garip'i biçiminde kalır, söyleyişte ise p yumuşar. Benzer isimler arasındaki Galip aynı ses kalıbındadır.
