Hicap, Arapça ḥicāb sözcüğünden gelir. Kubbealtı Lugatı'nda ilk anlam utanma, sıkılma, mahcubiyettir; Refik Halit Karay hicaba kapılmış iffetli bir kadından söz eder. İkinci anlam perde, örtü ve engeldir. Tasavvuf dilinde ise hicap, gönülde Hakk'ın görünmesine engel olan maddi ve manevi her şeydir; Yunus Emre'nin “Ben benliğimden geçtim / Gözüm hicâbın açtım” dizeleri sözlükte bu anlamın örneği olarak verilir. Eski tıpta organları ayıran ince zara da hicap denirdi.
Nişanyan Adlar'da bu sözcüğe nispet eki getirilerek kurulan Hicabi adı “alçakgönüllü, edepli” karşılığıyla yer alır. Kubbealtı'daki hicaplı sıfatı da utangaç, edepli ve hayalı kişiyi anlatır. Ad bu yüzden hem utangaçlığı hem de bir örtünün kalkmasını çağrıştırır. Sondaki p, ünlüyle başlayan eklerde b'ye döner: Hicap'ı diye yazılır, Hicabı diye söylenir.
