Hisar, Arapça ḥiṣār sözcüğünden gelir; Nişanyan Sözlük'e göre anlamı “kuşatma, etrafı çevrili yer”dir ve “kuşattı, etrafını çevirdi” anlamındaki bir fiilin mastarıdır. Sözcüğün Türkçedeki ilk tanığı 1069 tarihli Kutadgu Bilig'dir: orada beye de taşkın bir nehre de komşu olmamak, hisara yakın durmamak öğütlenir. Nişanyan Adlar da adın karşılığını “kuşatma, sur” diye verir.
Kubbealtı Lugatı'na göre hisar, bir yeri korumak için yapılmış yüksek duvarlı, kuleli, kimi zaman hendekle çevrili küçük kaledir; kale kapısının önündeki mazgallı sura hisarpeçe denir. Sözcük musikide de yaşar: beş buçuk asırlık bir birleşik makamın ve tiz bir perdenin adı hisardır. Fuzûlî'nin bir beytinde ise kınama taşlarından çevreye bir hisar çekilmesi istenir. İki heceli ad, r ile biten kalın ünlülü yapısıyla Nehar ve Mazhar ile aynı sonu taşır.
