Hazine, Arapça χazīna sözcüğünden gelir; Nişanyan Sözlük bunu gömü, depo, kıymetli eşya ya da para konulan yer diye açıklar. Sözcüğün geçmişi Arapçadan da eskidir: Nişanyan'a göre Orta Farsça ganz, gazn ya da gazīnag biçiminden alınmıştır ve İran kültürüne ait temel bir kavram olarak çevredeki bütün dillere yayılmıştır. Türkçede ilk kez 1069 tarihli Kutadgu Bilig'de görülür. Ad kaydında Nişanyan Adlar hem Arapçayı hem Farsçayı anar ve “servet” karşılığını verir.
Kubbealtı Lugatı'nda hazîne'nin mecaz anlamı da kayıtlıdır: maddi ya da manevi bakımdan büyük servet değerindeki şey. Sözlük bunu Yahya Kemal'in eserlerin ebediyette bir hazine olup olmadığını soran dizesiyle örnekler; ad bu mecazla “çok değerli, kıymetli” anlamına kavuşur. Sözlükteki hazinedar ise bir hazineyi korumakla görevli kişidir.
