Halâs, Arapça ḫalāṣ sözcüğünden gelir ve “kurtulma, kurtuluş” demektir. Kubbealtı Lugatı'ndaki örnekler sözcüğün çok farklı bağlamlarda kullanıldığını gösterir: Niyazi-i Mısrî ahiret azabından kurtuluşu, Âşık Ömer savaşta kurtuluşun imkânsızlığını anlatır; Mehmet Rauf'un bir romanında piyano bir kurtuluş çaresi olur; Refik Halit Karay ise yeni aşkından kurtulamayan yaşlanmış bir çapkını anlatır. Halâs bulmak ve halâs etmek deyimleri de sözlükte yer alır. Nişanyan Adlar'ın verdiği karşılık da “kurtuluş”tur.
Aynı kökten halâskâr “kurtarıcı” demektir; Kubbealtı onu Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay'dan örneklerle açıklar. Halâs, şapkalı yazılan ikinci hecesiyle uzun okunur: Ha-lâs. Şapka aynı zamanda l'nin ince söylendiğini gösterir. Abbas ve Vakkas gibi -as ile biten Arapça kökenli adlarla aynı ses sonunu taşır.
